Yıllardır süregelen o kirli oyunun perdesi artık tamamen kalktı. Birileri, okyanus ötesinden ellerinde bir çoban değneğiyle, Ortadoğu’nun tozunu dumanına katarak milyonları bir sürü gibi Türkiye’nin üzerine sürüyor. Amaç belli; Türkiye’yi bir devlet değil, bir “mafyanın cinayetlerini gizlediği bataklık” gibi kullanmak. Önce Halepçe dediler Irak’ı boşalttılar, sonra Suriye’yi ateşe verip demografik bir bomba gibi kucağımıza bıraktılar. Şimdi ise hedefte İran var; ama asıl niyet yine Türkiye’nin damarlarını kurutmak.
Biz yıllardır yanı başımızdaki Türkmeneli’nin, o kadim milletin evlatlarını sessizce yalnız bırakırken; Irak’ın kuzeyinden, Suriye’nin çöllerinden ne idüğü belirsiz unsurları bağrımıza bastık. Şimdi aynı kirli eller, İran coğrafyası üzerinden yeni bir göç dalgasının, yeni bir “Fars akınının” taşlarını döşüyor.
İşte tam bu noktada, tarihin en keskin virajındayız: Güney Azerbaycan.
Güney Azerbaycan’ın yiğit Türk milleti bugün bir kıskacın ortasında. Bir yanda köhnemiş, baskıcı Molla rejimi; diğer yanda İngiliz kucağında devran süren soysuz Pehlevi şahlığı… İkisi de Türk’ün kanına ekmek doğramaya hevesli iki ayrı şer odağıdır. Eğer Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere tüm Türk devletleri, oradaki soydaşlarımıza “sahip çıkma” iradesini askeri, siyasi ve ekonomik olarak göstermezse, vebal hepimizindir.
Şunu iyi bilelim: Eğer İran’dan bir Fars göçü alır, Türk varlığının erimesine seyirci kalırsak; Türkiye artık Türk devletlerine hamilik eden bir “Ata” değil, kendi öz kimliğini muhafaza edemeyen bir sığınmacı kampına dönüşür. Ortadoğu ve İslam cihatçılarının hamiliğine soyunup, kendi öz evladını yetim bırakan bir devletin sonu, o bataklıkta boğulmaktır.
Devir, bu devirdir. Devran, bu devrandır. Artık “stratejik derinlik” masallarının, “bekle-gör” politikalarının sonu gelmiştir. Türk devletleri, soydaşları için yumruğunu masaya değil, gerekirse sahanın tam ortasına vurmak zorundadır. Güney Azerbaycan’ın kanlı eller arasında pay edilmesine sessiz kalan her Türk devleti, bu tarihi ihanetin ortağı sayılacaktır.
Kaçarı yok; ya Güney Azerbaycan ile el ele verip bu kuşatmayı kıracağız ya da sıranın bize gelmesini o bataklığın kıyısında bekleyeceğiz.
