Cum. Nis 17th, 2026

Tahran’da taşlar yerinden oynarken, okyanus ötesinde viski kadehi tokuşturan Pehlevici soysuzlar, SAVAK’ın işkence odalarını “yeni nizam” diye pazarlamaya çalışıyor. Ancak unuttukları bir hakikat var: Tebriz, sadece bir şehir değil; bin yıldır Türk’ün bu topraklardaki sarsılmaz kalesidir. Bu kaleyi bugün sarsmaya çalışanlar, aslında sadece Güney Azerbaycan’ı değil, Anadolu’nun doğu kapısını ve Türkistan’ın batı koridorunu hedef alıyorlar.

SAVAK’ın Kanlı Mirası ve Pehlevici İhanet

Diasporadaki o “beyaz İranlılar”, demokrasi maskesi altında dedeleri Şah’ın cellat teşkilatı SAVAK’ın ruhunu çağırıyor. 1946’da kurulan Güney Azerbaycan Milli Hükümeti’nin ardından Tebriz’e giren Pehlevi ordusunun yaptığı katliamlar, bugün İngiliz ve Amerikan arşivlerinde “İran’ın en kanlı iç işgali” olarak tescillidir. O dönemde meydanlarda yakılan sadece kağıt parçaları değil, bir milletin öz varlığıydı. Bugün aynı kafa, İngiltere’nin kucağında oturup “İran’ın toprak bütünlüğü” adı altında Türk ve Kürt varlığını potansiyel hedef ilan ediyor.

Hangi vicdan, hangi milli değer; kendi soydaşının kanını dökmek için sabırsızlanan bu monarşi artıklarına biat etmeyi açıklar? Bu bir tercih değil, bin yıllık Türk tarihine saplanmış bir hançerdir.

Anadolu’nun Sigortası: Tebriz’in Jeopolitik Ağırlığı

Meseleyi “küçük hak arayışları” olarak görmek, büyük resmi ıskalamaktır. Tebriz, Anadolu’nun coğrafi ve stratejik sigortasıdır. Bin yıldır bu topraklar Türk yurdu olarak korunduğu sürece Anadolu nefes almıştır. Tebriz’in düşmesi veya Pehlevici bir “Pan-İranist” zihniyetin eline geçmesi, Türkiye’nin doğu sınırına bin kilometrelik bir duvar örülmesi demektir.

İngiltere’nin yüzyıllardır kurguladığı o “Hindistan yolu” ve “Basra-Hazar hattı” üzerindeki en büyük engel, Tebriz merkezli aşılmaz ve dokunulmaz Türk varlığıdır. Bu varlık çökerse, Anadolu’nun kapısı arkadan kilitlenir. Bu yüzden Tebriz’in özgürlüğü, sadece bir grubun talebi değil, Türk’ün bu coğrafyadaki bekasının tek teminatıdır.

Tarih Affetmeyecek: Türk Devletlerinin Ağır Sorumluluğu

Bugün İngiltere Londra’daki stüdyolardan operasyon yönetiyor, ABD kışlaları vuruyor, İsrail saldırıyor. Peki, bu coğrafyanın asıl sahipleri nerede? Eğer Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere tüm Türk devletleri, “iç işleri” bahanesinin arkasına sığınıp bu tarihi anı seyretmeye devam ederse, dökülen her damla Türk kanının vebali onların üzerinde olacaktır.

Süreci sadece Batılı aktörlerin eline bırakmanın utancı, nesiller boyu taşınacak bir kara lekedir. Kilometrelerce uzaktan gelip nizam vermeye çalışanların karşısında; “Tebriz Türk’tür, Türk kalacaktır” iradesini sahada göstermeyen her Türk başkenti, yarın kendi bekasını tartışmaya açar. Pehlevicilerin elindeki Türk kanı, sadece o katillerin değil, o kana sessiz kalan kardeşin de eline bulaşır.

Son Söz: Ya Milli Hükümet, Ya Tarihi Esaret

Bugün Güney Azerbaycan’daki bütün Türk unsurları, sadece Molla rejimine değil, onun yerine ikame edilmeye çalışılan monarşi faşizmine karşı da tek vücut direnmek zorundadır. Anadolu’nun kapısını kilitlemek isteyen İngiliz aklına ve Pehlevi kırbacına karşı tek çözüm; hür, müstakil ve milli hükümet davasını sonuna kadar sürdürmektir.

Türk dünyası ayağa kalkmazsa, tarih bir daha bu fırsatı vermeyecek ve sessiz kalanları “kardeş katline seyirci kalanlar” olarak kaydedecektir.

📩 Danışman & İhbar Hattı

Haber, ihbar veya yazılarınızı gönderin